Parlamenter sistem koalisyon demek midir?

2021 yılı bitmek üzere… Yılın sonuna gelirken siyasetin gündeminde yine Başkanlık Sistemi var. Revizyon tartışmaları giderek yoğunlaşmaya başladı. Muhalefetin devam eden anayasa çalışmalarında önümüzdeki aylarda ortak bir metin ortaya çıkması bekleniyor. AK Parti ile MHP de ortak metin üzerinde uzlaşma arıyor. Bu yüzden yeni anayasa 2022’nin ana gündemlerinden biri olacak.


Tartışmaların odağında Cumhur İttifakı’nın “koalisyon dönemlerine dönüş” eleştirisi olması yüksek ihtimal. O yüzden bu yazıda parlamenter sistemin “koalisyon” anlamına gelip gelmediğini, Başkanlık sisteminin ise “istikrarlı” olup olmadığını tartışacağız.


Siyasette koalisyon, hükümetin farklı siyasi partilerce oluşturulması anlamına geliyor. Kelime anlamıyla koalisyon ise ortak yönetim demek.


Evet, geçmişte koalisyon dönemleri oldu. Peki, son 20 yılda olmadı mı?


AK Parti 2002’de iktidara geldiğinde birçok partiden transfer olmuş, hükümet siyasetin farklı renklerini içerecek şekilde kurulmuştu. Tek başına iktidar olan AK Parti aslında birçok siyasi görüşle, farklı fraksiyonlarla beraber hükümetteydi.


Bugüne geldiğimizde de böyle. Mevcut sistemdeki “ittifaklar” esasen koalisyon anlamına geliyor. Şu anda Türkiye’de MHP ile AK Parti koalisyonu var. Cumhur ittifakı yerine Cumhur koalisyonu da diyebilirdik değil mi?

Önceki sistemle fark şu: Parlamenter sistemde koalisyonlar seçimden sonra kurulurken, başkanlık sisteminde seçimden önce kuruluyor. Fakat bugünkü 50+1 sisteminde iktidara gelmek isteyen partiler seçimden önce koalisyon kurmaya neredeyse mecbur iken parlamenter sistemde mecbur değil. Ayrıca, parlamenter sistemde “seçimden sonra da” mecbur değil. Belirli oranda milletvekili çıkaran bir parti tek başına iktidar olabiliyor.


Yani koalisyonu zorunlu kılan aslında Başkanlık Sistemi’dir, parlamenter sistem değil.


Acaba Erdoğan “koalisyonlar dönemine dönmeyi milletimiz asla istemiyor” derken başka bir şey mi kastetti? Düşünmek gerek…


Bir de Başkanlık Sistemi’nin istikrar getirip getirmediğini düşünmemiz gerekiyor. Siyasetteki istikrara bakalım. Devleti yakından takip edenler görüyordur. Bugün bakanlıklar arasında, hatta kurumlara sirayet eden derin ve sessiz bir mücadele var. AK Parti’nin farklı fraksiyonlardan oluşan, özünde bir koalisyon olduğunu söylemiştim. Siyasileştirilmiş bürokrasi bağlı olduğu fraksiyona göre iş yapıyor. Partideki bu farklı görüşlerin son dönemde ortaya saçılan anlaşmazlıkları işleri tıkıyor. Bir bakan affını istiyor. Öbürü geliyor ama kendi bürokratlarıyla çalışmayı tercih ediyor. Değişen reform paketleri, icraat programları; uygulanmayan eylem planlarından bunu görüyoruz.


Koalisyon yok, istikrar var diyenler bir daha düşünmeli. Şimdi ekonomiye, ekonomideki istikrara bakacağız.

Mesela kurlar istikrarlı şekilde yükseliyor. Kişi başı milli gelir düşüyor. Gelir dağılımı bozuluyor. Küçük bir kesim zenginleştikçe büyük çoğunluğumuz fakirleşiyoruz. Enflasyonda da istikrar var. Hayat pahalılığında istikrar var. Alım gücümüz düşüyor. Soframızdaki ekmekten, yemeğimizi pişirdiğimiz doğalgaza kadar her yerde zam var. Pazar alışverişinden 4 poşetle dönenler şimdi 2 poşetle anca dönüyor. 5 poşet vadetmesi gerekenler 2 poşete “daha ne istiyorsunuz” diyor.


Evlenip yuva kurmak isteyen gençler ev kurmanın maliyetini görünce başka bahara diyor, yurt dışı hayali kuruyor. Ev almaya, araba almaya niyet eden vatandaşlarımız niyet ettiğine pişman oluyor.


Sonuç olarak hiçbir sistem tek başına koalisyonu ortadan kaldırmıyor. Hiçbir sistem kendi başına istikrar vadedemiyor. Yani keramet sistemde değil. Dolayısıyla Türkiye için önemli olan sistemden ziyade yönetim anlayışıdır. İyi bir yönetim kötü bir sistemde iş üretebilirken; kötü yönetim iyi sistemde bile çalışamaz, iş üretemez. Odaklanmak gereken katılımcı yönetimdir, kapsayıcılıktır. Ülkemiz bunu başarabilir.


*Bu yazı 6 Kasım 2021'de Dünya Gazetesi Serbest Kürsü'de yayınlanmıştır. Bu yüzden istisnadır, üç paragraftan uzundur.

Tüm yazılar

1/3