Yangınlar devam ederken bir muhasebe…

Gündemimizde orman yangınları var. 28 Temmuz’da başlayan ve bugün sekizinci gününe giren yangınlar hızla ilerliyor ve her gün yenileri ekleniyor. Sadece ormanların değil yerleşim yerlerinin de zarar gördüğü bu doğal felakete yönelik siyasette ciddi tartışmalar dönüyor. Muhalefet, hükümetin hazırlıksız ve tedbirsiz olduğunu söylerken hükümet yangınların büyük ölçüde kontrol altına alındığını iddia ediyor. Karşılıklı suçlamalar devam ederken yangınlar büyük hızda ilerleyip her tarafı kül ettikten sonra kendiliğinden sönüyor. Peki neden böyle oldu? Hükümetin bu kadar eleştirilmesinin sebebi ne? Bu yazıda eleştirilerin temel sebebi olan devlet imkanlarının yetersiz bırakılmasını inceleyeceğim. Ayrıca hükümetten gelen açıklamaları not edeceğim.


Her büyük krizde “devlet nerede” deriz. Devletin görev alanına giren her konuda vatandaş olarak bunu deme hakkımız var. Çünkü devletin kasasındaki paranın büyük bölümü bizden topladığı vergilerden geliyor. Devlet bu gelirlerle kamu hizmeti sağlıyor. Devlet teşkilatının tüm maddi ihtiyaçları karşılanıyor. Devleti yöneten hükümet ise bizden toplanan bu paraların doğru yerlerde, doğru şekilde harcanmasından sorumlu. Hatta bugün yanan ormanlarımızı korumak da Anayasa’ya göre devletin görevi ve ne yazık ki bundan bu hükümet sorumlu. Yani verdiğimiz vergiler Orman Genel Müdürlüğü 60 milyon liraya 28 tane makam aracı alsın diye değil, ormanları bizim adımıza korusun kollasın diye veriliyor. Ya da paralarımızı THK başkanı ortalık yanarken düğüne gitsin diye değil, uçakları yenilesinler diye veriyoruz. Hatta Cumhurbaşkanı yangın mağdurlarına “bedava” çay fırlatsın diye hiç vermiyoruz, buna engel olacak danışmanlar tutsun diye veriyoruz. Paralarımız kötü harcanınca doğal olarak halk da devletten beklediği hizmeti kendi kendine vermeye başlıyor. 80 genç Antalya’da ormanlar yanmasın diye 24 saat devriye geziyor. Bir başka grup Manavgat’ta sabotaj iddiaları üzerine kendi ekiplerini kurup silahlı nöbet tutuyor. Yerden destek yetmiyor, hükümetten iş çıkmayınca belediyeler devreye giriyor. 11 büyükşehir belediyesi ortak açıklama yayınlıyor. THK’nın elindeki uçakları aktif hale getirmeye hazır olduklarını beyan ediyorlar. Türkiye, 20 yılda devleti tüm kurumlarıyla aciz bırakan bir hükümet tarafından yönetilince maalesef sonuç bu oluyor.


En kötüsü de hükümetin sorumluluğu asla kabul etmemesi… Havadan söndürme ihtiyacının ayyuka çıkması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın “uçak konusundaki sıkıntıların ana sebebi THK’nın filosunu yenilememiş olmasıdır” demesi tipik bir örnek… Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli’nin uçakları konu etmenin siyasi rant olduğunu belirterek olayın üzerini kapatmaya çalışmasını da unutmayalım. Zaten “20 tane THK uçağı olduğu söyleniyor ama ne yazık ki böyle bir durum yok” cümlesi ayrı bir fecaat. Buradaki “ne yazık ki” ifadesine dikkatinizi çekerim. “Ne yazık ki uçak yok” diyebilmek büyük bir lüks olmalı… Hatta “ormanların yanmasına müsaade etmek zorunda kaldık” diyen Bakan bir de yerleşim yerlerini koruma sorumluluğunun belediyelerde olduğunu söylüyor. Top THK’dan sonra belediyelere de uğramış oluyor. Öbür taraftan Süleyman Soylu çıkıyor birilerini iğnelercesine “yangını elimle söndürecek halim yok” diyor. Tamam neyse başımızın çaresine bakalım sesimizi duyuralım diyorsunuz, yardım istiyorsunuz bu sefer de propaganda sorumlusu iletişim başkanı Fahrettin Altun beliriyor “yardım kampanyası devletimizi aciz göstermek için yapılmıştır” diyor. Yahu bunların izah edilebilir bir tarafı var mı? Sağdan soldan milletin eli kolu bağlanıyor. Halk dahil herkes suçlu ilan ediliyor ama haşmetlilerimiz her zaman masum. Bu kadar pişkinlik fazla değil mi? Velev ki orman yangınları terör örgütlerince çıkarılmış olsun. Bunu engellemek hükümetin görevi değil mi? Velev ki yardım talepleri “dış mihrakların” tezgahı olsun. Hükümet yangını söndürebilseydi bu tezgah kurulabilir miydi? Beceriksizliğin faturasını milletçe hep biz mi ödeyeceğiz?

Tüm yazılar

1/3