Taliban’ın misyonu ve diyalog riskleri

ABD’nin Afganistan’dan çekilme süreci büyük ölçüde tamamlandı. 20 yıl önce terörü beslediği için Taliban yönetimine savaş açan ABD, giderken ülkeyi yine Taliban’a bıraktı. Geçtiğimiz hafta başkent Kabil’e kadar hiçbir direnişle karşılaşmadan ilerleyen Taliban güçleri devletin kontrolünü ele geçirdi. Cumhurbaşkanı Eşref Gani ülkeyi terk etti. Taliban rejiminin yönettiği bir ülkede yaşamak istemeyenlerin kaçışını ise hep birlikte izledik. Afganların havalimanlarına tarihte nadir görülecek bir insanlık dramıyla nasıl akın ettiğine şahit olduk. Maalesef ülkenin getirildiği noktada uçağa kanadına çıkıp, uçuş takımlarına tutunup ülkeyi terk edebileceğine inanacak kadar çaresiz bir kitle olduğunu gördük. İşte savaşın ve iflas eden bir devletin yani devletsizliğin insanları getirdiği vahim durum bu.


Kabul edilsin veya edilmesin, Afganistan yönetiminde artık Taliban var. Devletin yeniden inşası artık Taliban’dan sorulacak. Tüm ülkeler tanısın ya da tanımasın onlarla muhatap olacaklar. Neyse ki yeni bir örgüt olmadıkları için kimse sürprizle karşılaşmayacak. Şeriat hukukuna dayandırdıkları yöntemlerle insanları infaz eden, kadın haklarına saygılı olacaklarını açıklamak zorunda kalan ve yıllardır değişmeyen bir zihniyet söz konusu. Değişen şey El Kaide ve DEAŞ terör örgütlerine müsaade etmeyeceklerinin sözünü ABD’ye vermiş olmaları… Bir de ülkeyi uyuşturucudan arındıracaklarını taahhüt ettiler. Fakat sözlerini tutmak gibi dertleri yok. Herkesi şaşırtma amacı taşıdıklarını da söyleyemeyiz. Taliban gibi bir örgütün eroin ve afyon üretiminin merkezi olan bir ülkeyi uyuşturucudan arındıracağına inanmak meseleyi anlamamak demek... Afganistan’da önemli olan “istenmediği sürece” dışarıya rahatsızlık verilmemesi, düzensizlik içinde bir düzen kurulması ve ülkedeki kontrolsüz güçlerin engellenmesi… Taliban’ın kendisine verilen bu rolü icra etmesi yeterli… Taliban gibi örgütler bunu iyi biliyor. “Herkesin içi rahat olsun. Kurulacak hükümet dünyadaki düzene uyum sağlayacak” beyanı ile dünyadaki düzene uyumun ne anlama geldiğini iyi bildiklerini tahmin ediyoruz.


Dünyadaki düzene uyumun Afgan halkına ne getireceği meçhul. Kesin olan şu: Afganistan bundan sonra kendi vatandaşları için istikrarsız bir ülke olmaya devam edecek. Çünkü Taliban’ın ülkeyi nasıl yönettiği kimsenin umurunda değil. Gönül isterdi ki Taliban gerçekten gömlek değiştirsin, değişerek gelişsin, demokrasiyi benimsediğini söylesin, komşu ülkelere gidip laikliği filan tavsiye etsin… Ama dedik ya böyle bir amaç yok. Amaç demokrasiyi getirmek, özgürlükleri geliştirmek, insan haklarını garanti altına almak değil; terör veya uyuşturucu trafiğindeki kontrolsüzlüğü engellemek… Afganistan bu sebeple Taliban’a bırakıldı. Sonuç olarak Türkiye’nin Taliban’la diyalog geliştirirken önce ülkedeki geçiş sürecini izlemesi, ihtiyatlı olması, tabiri caizse olaya atlamaması gerekir. Hala dünyada terör örgütleri listesinde olan ve uyuşturucuyla anılan bir örgütle diyalog kurmak büyük risk… Dışişleri bürokrasisi bu konuda güven veriyor olsa da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden’la yaptığı özel görüşmenin detaylarını hala bilmiyoruz. Geçmişte Esad’la bir anda atılan köprülerin bedelini 5 milyon Suriyeliyi misafir ederek ödedik, hala ödüyoruz. Dahası askerimiz Suriye’ye girmek zorunda kaldı. Benzer şekilde Taliban’la ilişkilerde hükümetin gereğinden fazla gönüllü olması, hatta dünyaya uyum sürecinde ağabeylik rolü üstlenmesi gelecekte ülkemizin başını ağrıtabilir. Mesafeli olmak, uçlarda olmamak şart…

Tüm yazılar

1/3