Kamu politikalarında davranışsal yaklaşım

Bir önceki notumda kamu desteklerinin verimsizliğinden bahsetmiştim. “Verdim gitti” tarzı destekleme politikalarının doğru olmadığını anlatmaya çalışmıştım. Şimdi bu desteklerin nasıl daha verimli olabileceğini inceleyeceğim. İktisattaki “davranışsal yaklaşım” burada neler yapılabileceğine dair geniş bir çalışma alanı sunuyor. Önce şu soruları kendimize soralım. Ekonomik kararlarımızı nasıl veriyoruz? Ya da bu kararları verirken nelerden etkileniyoruz? Mesela bir yatırım yapacağımız zaman getirisine bakıyoruz veya bir araba almaya karar verdiğimizde fiyatıyla aradığımız özellikler arasında bir bağ kurarak bize faydasını düşünüyoruz değil mi? Klasik iktisat teorisi insanların bu tip ekonomik kararlarında rasyonel olduğu ve faydasını maksimize edecek şekilde davrandığını varsayıyor. Fakat gerçek hayatta böyle değil. İnsanlar birçok sebeple ekonomik kararlarını verirken rasyonel ve tutarlı davranamıyor. Beklentilerimiz, alışkanlıklarımız, önyargılarımız, tecrübelerimiz, bilgilerimiz gibi kişisel birçok sebep mantıklı (rasyonel) davranmamıza engel oluyor. Ayrıca piyasaya güven ve diğer insanların davranışları gibi sosyal etkenler de ekonomik kararlarımızı şekillendiriyor.


Bunların kamu politikalarıyla ne ilgisi var diyebilirsiniz ama var. Ortada “etkileyen” sebepler ve “etkilenen” insanlar var. Bu yüzden verilen yanlış kararlar var, yanlış tercihler var. Bu tercihlerin iyileştirilmesi için bir şeyler yapmak gerek… Bir tarafta her zaman doğru ve mantıklı karar veremeyen insanlar, diğer tarafta bu insanları yönlendirmek için verisi, bilgisi ve gücü olan devlet var. Yani kamu eliyle daha etkin bir piyasa oluşumu sağlanabilir. İnsanlar doğru tercihlerde bulunması için kamu eliyle yönlendirilebilir. Bir şirket karını artırmak için insan tercihlerini nasıl yönlendiriyorsa, devlet de uygulayacağı politikanın verimli/etkili olması için insan tercihlerini yönlendirmek isteyebilir. Hatta biz vatandaşlar olarak bu yönlendirmeye ihtiyacımız olduğunu düşünebilir, yönlendirilmeyi bile isteyebiliriz. Mesela zorunlu bireysel emeklilik sistemi… Devletin insanları otomatik olarak emeklilik sistemine katarak tasarruf oranını artırmayı hedeflemesi tercihlerin yönlendirilmesine örnek gösterilebilir. Belki katılmayı çok da düşünmediğimiz emeklilik sistemine devletin yönlendirmesiyle otomatik olarak katılıyoruz ve bundan memnun oluyoruz. Kamu politikalarında bu tarz insan odaklı anlayış giderek önem kazanıyor.


Kamu politikalarında davranışsal yaklaşımın en temel özelliklerinden biri de hedeflerin bilimsel verilere dayalı olarak geliştirilmesi ve pilot uygulamalarla gözlemlenmesi… Bu vesileyle en iyi eylem planını belirlemek ve en etkin çözümü bulmak için fırsat oluşuyor. Başarısız denemelerde sebepler gözden geçiriliyor ve alternatifler üretilebiliyor. Mesela ekonominin arz tarafını ilgilendiren bir hibe desteğinin bir ilde ve bir sektördeki az sayıda firmaya verilerek belirli bir zaman içindeki sonuçları izlenebilir ve istenen sonuç alındığında uygulama genişletilebilir. Tersi durumda farklı bir politika üretilerek kaynak israfının önüne geçilebilir. Bu deneysel yaklaşımın tüm dünyada dikkat çeken uygulama örnekleri var. Özellikle yoksulluğun azaltılması, insanların tasarruflarının azaltılması, işgücü piyasalarındaki verimliğin artırılması, sağlık koşullarının iyileştirilmesi, enerji tasarrufu, vergi politikalarının iyileştirilmesi, kamu desteklerine erişim gibi çok çeşitli alanlarda uygulama örnekleri var.


İlgili kaynaklar:

  • OECD (2017) "Behavioural Insights and Public Policy - Lessons from Around the World"

  • OECD (2020) "Behavioural Insights and Organisation - Fostering Safety Culture"

  • Richard H. Thaler (2018) "Dürtme (Nudge)" Pegasus Yayınları

  • Emrah Aydınonat, Ü. Barış Orhan (2019) "Hayatın İçindeki İktisat - İktisadi Davranışlara Farklı Bir Bakış" İletişim Yayınları

  • Ticaret Bakanlığı, "Senin kararın (mı) - Kamu Politikası Tasarımında Davranışsal Yaklaşım"

Tüm yazılar

1/3