Ekonomik bir sorun olarak liyakat

Ekonomi yönetimindeki değişimle beraber bugünlerde piyasalarda olumlu bir hava estiğini gözlemliyoruz. Faiz artırım kararı öncesinde bile kurda bir anda gevşeme yaşandı ve ülke risk primi düştü. Bu durum piyasanın “gidenlerden” duyduğu memnuniyeti gösteriyor. Gelenlerin etkilerini ise bundan sonra göreceğiz. Biliyoruz ki ekonomi yönetimi sadece rakamları yönetmekten ibaret değil. Güçlü ekonomi kurmak, temel makro göstergeleri yönetmekten çok daha fazlasını yönetmeyi gerektiriyor. “Çok daha fazlasını yönetmek demek beklentileri yönetmek demek. Güven vermek demek. Çünkü insanların güvenme ihtiyacı var. “Bu adamlar işi biliyor” düşüncesi ekonomik kararlarımızı etkiliyor. Dolayısıyla liyakat sorunu sadece adalet sorunu değil, ekonomik bir sorun… Devletin üst seviyelerinden en alt kadrolarına kadar kamusal bir sorun… Bu sorunun nasıl somut sonuçlar doğurduğunu gözden geçirelim.

Kamu sektörü bir hizmet sektörüdür. Yani en büyük kaynağı insandır. Sahip olduğu insan kalitesiyle hizmet kalitesi eşdeğerdir. Öncelikle sırf bu kalite ihtiyacı yüzünden liyakat önemlidir. Yaptığı işi bilen, doğru şekilde yapıp sonuçlandıranların o işe layık olduğu değerlendirilir. Liyakat sahibi bir insan doğru işin yapılmasını ve işin doğru yapılmasını önemser. Diğer tarafta “bir şeyler yapıyormuş gibi yapalım yeter” diyenler vardır. Onlar için “mış gibi yapmak” yeterlidir. Bu bakımdan kamu hizmetlerinde “işi bilenlerin” seçilmesi kaliteyi artırırken “ehil olmayanların” sırf kadroculuk niyetiyle seçilmesi hizmet kalitesini mahveder. Çok sayıda nitelikli “işi yapan, uygulayıcı” bürokratı küstürür. Bu küskünlük dalga dalga büyür, yukarıdan aşağıya silsile şeklinde yayılır, tüm devlet teşkilatını bozacak nitelik kazanır. Bu anlamda bulaşıcıdır. En kötü yanı sonuçlarının hemen değil zamanla anlaşılmasıdır. Biz nerede hata yaptık dedirtir ama geç olur. Dar bir çevreyi memnun edelim derken daha büyük, daha nitelikli kesimin küsmesine neden olur. Yani, sinsi ve tehlikeli bir düşmandır.

Bir de liyakatsizliğin kanıksanması vardır ki en tehlikelisi budur. Umudun ölmesi demek olan bu kanıksama potansiyeli yok eder. Verimliliği düşürür. İşlerin ciddiyetsiz, isteksiz, heyecansız, yarım yapılmasına sebep olur. Hakkıyla çalışana “Ben neden bu kadar uğraşıyorum ki” dedirtir. Bir iş yapılacağı varsa da yapılmaz. Çünkü çalışarak yükselme anlayışını yok eder. Çalışana aptal gözüyle bakılmasına sebep olur. Çalışarak kazanmak yerine başkalarının işlerini bozarak kazanmayı öne çıkarır. İş birliğini, ortak iş üretmeyi imkansız hale getirir. Elinizde sihirli değnek olsa “sakın bir yere değdirme” diyecek insanları çoğaltır. Sonuç olarak liyakat sorunu bir adalet sorunu olmanın ötesinde ekonomik bir sorundur ve virüsten daha tehlikelidir. Bütçede para yoksa bulunur, enflasyon sıçradıysa kontrol altına alınır ama liyakat öldü mü her şeyi öldürür.

Etiketler:

Tüm yazılar

1/3