Dönemler IX - Sonuç: Siyasi dönüşüm

Kurumsal dönüşümü iki açıdan inceleyeceğim: Siyasi dönüşüm ve ekonomik dönüşüm. Bu yazıda siyasi dönüşümden bahsedeceğim. Siyasi dönüşüm “sistem revizyonu” ve “kadro revizyonunu” kapsıyor. Dünyada zihniyet değişirken Türkiye’nin belirlemesi gereken yeni politikanın siyasi bir dönüşümü tetikleyip tetiklemeyeceğini sorgulamak gerekiyor. Yeni politika ekonomide korumacılık, siyasette milliyetçilik. Fakat korumacılık geçici, milliyetçilik değil. Çünkü ticarette ve finansta serbestliğe bu kadar alıştırılmış bir dünyada “sıkı korumacılığın” sürdürülebilirliği yok. Korumacılığın uzak olmayan bir tarihte yeniden tam serbestiye evrilmesi şaşırtıcı olmaz. Korumacılık geçiciyken milliyetçilik neden değil peki? Çünkü ekonomideki korumacılık siyasette milliyetçiliği beslese de milliyetçilik liberalleşmeye geçişten sonra da sürebilir. Çünkü korumacılık, esasen serbest ticaret yanlısı olan “milliyetçilerin” Çin’in ticari üstünlüğüne karşı geçici-stratejik bir hamlesiydi. Bu sebeple korumacılığı getiren milliyetçiler, serbest ekonomiye dönüşü de kendileri başlatabilir. Güçlenmek üzere ülke sınırlarına çekilen liberal kapitalizm, ülke sınırları dışına çıkarken yine milliyetçilerin eliyle çıkabilir. Burada Türkiye’nin sergilemesi gereken duruş, liberalleşme sürecinde milliyetçilikten vazgeçmemektir. Hatta milliyetçiliği daha da güçlendirerek liberalleşmektir.


Korumacılık bir ara dönem. Korumacılığın uzun sürmeyeceğini, yeniden serbestleşmeye gidileceğini söyledim. Peki bu geçiş öncesi Türkiye hangi siyasi değişimleri gerçekleştirmeli? Öncelikle sistem revizyonuna değinmek gerek. Güçlü ve güvenilir bir ekonomi inşası, siyasi reformlara ihtiyaç duyuyor. Devlet aklı dediğimiz şey var ise bunu görüyor olmalı. Önümüzdeki dönem politikalarının altyapısı için gereken yasal, siyasi, kurumsal, ekonomik reformlar kapsamlı bir uzlaşmayla çok başarılı şekilde gerçekleştirilebilir. Yani sistem iyileştirilebilir. “İyileştirilmiş Parlamenter Sistem” diyelim. Nedir bu? Yasama, yürütme ve yargı arasındaki güç paylaşımının yeniden düzenlendiği, çok sesliliğin desteklendiği yeni bir model… Güçlü hükümete ilaveten meclisin ve yargı bağımsızlığının güçlendirildiği, teknik ve liyakatli bürokrasinin desteklendiği, özünde denge-denetim mekanizması olan bir sisteme ihtiyacımız var. Temsil gücü yüksek olan Meclis’in devlet siyasetinde belirleyiciliğinin bu kadar az olduğu bir sistem mutlaka tekler. Hatta Meclisin yetkilerinin artırılması ile eş güdümlü şekilde yerel yönetimlerin yetkilerinin de iyileştirilebilmesi düşünülebilir. Merkez siyaset yolunu açık tutmak şartıyla yerel yönetimler güçlendirilebilir. Politika değişimleri için “esnek” bir devlet mekanizması kurulabilir. Güçlü olduğunu zannederken kaskatı kesilen sistemler kırılmaya müsait hale geliyor. Yani güçler ayrılığı ve yetki paylaşımı devletin politika sürekliliği açısından elzem. Ayrıca hiçbir ülke, gücün bu kadar merkezileşmiş olduğu bir ülkeyle sağlıklı ve uzun ömürlü bir ilişki geliştiremez. İşbirlikleri devlet başkanları arasında kurulan ilişkiler olarak kalır, geçici olur. Hele bizim gibi rövanş siyaseti olan ülkelerle işbirlikleri hiç uzun ömürlü olamaz, dönemsel olur.


Siyasi dönüşümün “sistem revizyonu” kısmından bahsettim. Sistem revizyonu bu işin baş kısmı. Siyasi dönüşümün diğer kısmı yani gövdesi “kadro revizyonu”. Buradaki kadrodan kastım bürokratik kadro. Ne başsız gövde olur ne de gövdesiz baş. O yüzden siyasi dönüşüm için kadro revizyonu da gerekli. Neden gerekli olduğu çok açık… Bürokraside son yıllardaki değişime bakalım. Devletin üst makamlarını işgal eden Fetö’nün devletten atılmasıyla ortaya çıkan boşluk yeni kadrolarla doldurulmuştu. Fakat bu geçiş, Fetö’nün kurumsal hafızayı yok etmesi nedeniyle tam anlamıyla başarılı olamadı. Koltuklar doldu fakat hafızada tam geçiş sağlanamadı. Bürokraside hafıza kaybı, işi bilenlerin öne çıkmasını gerektiriyordu ama bazı önemli kurumlarda öyle olmadı. (tabii ki üst ve orta düzey bürokraside istisnalar var) “Her şeye sıfırdan başlama” kanaati, bilenle bilmeyeni eşitledi. “Kim gelse aynısını yapacak” görüşü pekişti. Liyakat önemsizleşti. Liyakatsizlik zamanla bürokrasinin alt kadrolarında isteksizlik, ciddiyetsizlik, heyecansızlık oluşturdu. Yani “politika belirleme ve uygulama” işinin “uygulama” ayağı çöktü. Siyaset ve kadrolar uyum sağlayamadı. Heyecan birliği sağlanamadı. Güçlü devlet idealinin gereği olan “güçlü kurumların” kadrolarındaki yenilenme ihtiyacı böyle doğdu. Kendi içinde uyum sağlayamamış bir devlet dünyaya uyum sağlayamayacağı için, uyum sağlasa da başarılı olamayacağı için siyasi dönüşümde kadro revizyonu şart oldu. Bir sonraki yazıda “ekonomik dönüşüm”ü yorumlayarak seriyi bitireceğim.


Serinin yazıları


Dönemler I – Cumhuriyetin ilk yılları (1923-1929)

Dönemler II – Devletçilik ve savaş ekonomisi (1930-1946)

Dönemler III – Yeniden liberalleşme ve yeni dünyaya katılım (1946-1960)

Dönemler IV – Planlı dönem (1960-1980)

Dönemler V – Küresel ekonomiyle tam entegrasyon (1980-2001)

Dönemler VI – Ak Parti’nin liberal demokrasi dönemi (2002-2016)

Dönemler VII – Başkanlık sistemine giden süreç ve sonrası (2016- …)

Dönemler VIII – Sonuç: Zihinsel dönüşüm

Dönemler IX – Sonuç: Siyasi dönüşüm

Dönemler X – Sonuç: Ekonomik dönüşüm

Tüm yazılar

1/3