Bedeli ödetilen büyüme

TÜİK, ekonominin Nisan-Haziran döneminde yüzde 21,7 oranında büyüdüğünü açıkladı. İkinci çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre baz etkisiyle zaten rekor bir büyüme bekleniyordu. O yüzden veriler kimse için sürpriz olmadı. Hükümet her zamanki gibi “şöyle yaptık, böyle ettik” diyerek büyümenin sanki kendi politikaları sonucu ortaya çıktığını söylese de durum öyle değil. Şu anki ekonomimizin rampa aşağı giden bir bisiklet gibi olduğunu hepimiz biliyoruz. Pedallar kendiliğinden dönüyor. Tüm dünya salgının etkilerini üzerinden atarak toparlanmaya başladı. Üretim ve ticarette telafi dönemi içerisindeyiz. Ertelenmiş siparişler ve tedarik zincirlerindeki değişimin etkisiyle iç ve dış talepte ciddi canlanma görülüyor.

Büyümenin kompozisyonuna baktığımız zaman öncü rolün sanayi ve hizmet sektörlerinde olduğunu görüyoruz. Ekonominin çarkını her şeye rağmen üreticilerimiz, ihracatçılarımız ve tabii ki bu sektörlerdeki işçilerimiz döndürüyor. Neden her şeye rağmen diyorum? Sebebi belli… Böyle bir ekonomide büyümek kolay değil. Finansman maliyetleri hala çok yüksek… Firmalarımız işletme sermayesi veya yatırım için ihtiyaç duydukları krediye en az yüzde 25 faiz ödemek zorunda kalıyor. Üreticilerimiz ham madde fiyatlarındaki sıçramadan muzdarip… İthal edilmek zorunda kalınan ham madde fiyatları döviz kurlarındaki yükselişin etkisiyle önemli ölçüde arttı. İç piyasadan karşılanabilen ham maddeler ise ihracat içeriye satmaktan daha karlı olduğu için (TL kazanç önemsizleştiği için) ihraç ediliyor. Bu sefer içeride arz sıkıntısı baş gösteriyor, fiyatlar artıyor. Bunu yıllık yüzde 45’e varan üretici enflasyonundan görebiliyoruz. Yani üreticilerimizin katlandığı maliyetler piyasanın bozulmasından ötürü her geçen gün artıyor. Salgın sonrası piyasa canlandığı için firmalarımız bu maliyet artışlarına eyvallah deyip geçmiş olabilir ama önemli bir detayı es geçmeyelim: Yüzde 21 geçen yılın aynı dönemine göre büyüme iken birinci çeyreğe kıyasla büyüme sadece yüzde 0,9… Birinci çeyrekteki büyüme ise geçen yılın son çeyreğine göre 2,2… Yani büyüme hızı yavaşlıyor. Rampa aşağı iniyoruz diyoruz ama atılım yapmak için şimdi gerçekten bir şeyler yapmak gerekiyor.

Hükümet atılım yaptırmak bir yana üreticiye, sanayiciye, ihracatçıya köstek oluyor. Hatırlarsanız ilk çeyrekte gelen yüzde 7 büyüme sonrası kurumlar vergisi yüzde 20’den 25’e yükseltilmişti. İkinci çeyrekte rekor büyüme beklenirken önce elektriğe, rakamlar açıklandıktan sonra ise sanayi için doğalgaza rekor zamlar geldi. İthalatın sistematik şekilde azaltılması politikası da ithalata bağlı olan ihracatta potansiyele ket vurdu. Üretici yavaşlatıldı. Yani hükümet, büyüdüğü için sanayiciye, ihracatçıya bir bakıma ceza kesti. İşçiye/ücretliye zaten önce piyasa vuruyor. İşçi/ücretli enflasyon karşısında ezilirken hükümet seyrediyor. Hatta politikasızlığı yüzünden işçi/ücretlinin yani toplumun büyük bir kısmının büyümeden aldığı payın azalmasına, üretilen pastadan daha az nasiplenmesine sebep oluyor. Toplumun tüm kesimlerine bedeli ödetilen büyüme böyle oluyor…

Tüm yazılar

1/3