"Azgın" milliyetçilik tasfiye edilebilir mi?

Başkanlık sistemini düzenleyen son kapsamlı anayasa değişikliği üzerinden daha birkaç yıl geçmişken Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni anayasa tartışmalarını yeniden başlattı. Bu ilgi çekici çıkışın arka planında neler olduğuna dair son haftada çokça şey konuşuldu. Öncelikle meselenin esasına inmek gerek. İşin esası şu: Hükümet, yeni küresel düzene göre pozisyon almak ve bu düzene ayak uydurmak istiyor. ABD’nin ve Avrupa’nın bölgemizdeki politikalarına tam uyumlu görünmek için çabalıyor. Başkanlık sistemine giden süreçte [1] olduğu gibi bugünkü reform söylemlerinin de arka planında bu var. Değişen politikanın sebep sonuç ilişkilerini [2,3] ve olası senaryoları [4] geçtiğimiz aylarda burada incelemiştim. Bu senaryolardaki taşlar yavaş yavaş döşeniyor.


Peki yeni düzene uyum için Ak Parti ne yapacak? Yanıt çok net. Milliyetçilik partiden tasfiye edilecek. Çünkü "azgın" milliyetçiliğin yükseldiği, ülkelerin kırmızı çizgilerinin belirginleştiği dönemin geride kaldığı düşünülüyor… Zaman demokratik değerleri güçlendirme zamanı… Sertliği bırakma, yumuşama zamanı… Bu sadece parti siyasetinden değil, devlet siyasetinden de milliyetçiliğin tasfiyesini getirecektir. Dolayısıyla şu anda değişim için en büyük engel olarak görülen MHP ile ittifakın bozulması isteniyor. Milliyetçiliğin yükseldiği bir dönemde MHP’nin iktidarda söz sahibi olması nasıl kaçınılmaz ise milliyetçiliğin törpüleneceği dönemde MHP’nin oyun dışı bırakılmak istenmesi kaçınılmaz. Bunun için yeni bir tartışma alanına ihtiyaç vardı. Bu alan şimdi yeni anayasa gündemi ile kuruluyor.


MHP olmazsa nasıl olacak dediğinizi duyar gibiyim. Sonuçta Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesi ve başkanlık sisteminin öyle ya da böyle devam etmesi isteniyor. O zaman şunu söyleyebiliriz: Ak Parti’nin oyları zaten ciddi şekilde düşüyor. Zaten MHP gibi “azgın!” milliyetçi partilerle ittifak yetmiyor. Peki milliyetçilik devlet siyasetinden izole edilecekse oy avcısı Ak Parti milliyetçi kitleleri kaybetmeyi göze alabilir mi? Onun da çözümü var. Çözüm "Erdoğancı" ılımlı milliyetçi demokrat bir lider yaratarak partileştirmek... Milliyetçi seçmeni kontrollü şekilde oraya kanalize etmek. Ilımlı milliyetçi demokrat söyleme sahip bu yeni partinin hem MHP'den hem İyi Parti'den hatta Ak Parti'den oy alabilmesi için önü açılabilir. MHP ve İyi Parti'den oy alması zaten istenen şey. Böylelikle iki partinin gücü ve siyasi denklemdeki belirleyiciliği azaltılmış oluyor. Ak Parti'den oy götürmesi ise çok şey değiştirmiyor. Çünkü milliyetçiliğin tasfiyesiyle liberal-demokrat-muhafazakar fabrika ayarlarına dönen Ak Parti, Kürt kökenli seçmenlere hitap edebilir hale gelebiliyor. Kısmen milliyetçilerden kaybettiği oyları güneydoğu oylarıyla ikame edebiliyor. Sonuç olarak önümüzdeki aylarda gerçekleşecek olan Büyük Kongre sonrası Ak Parti'den dışlanan milliyetçi bir isim muhtemelen yeni bir oluşuma gidecektir. Bu isim Kongre sonrası oluşan parti yönetimi dışında kalan diğer isimlerle beraber partileşebilir. Türkiye’nin yeni hikayesi böyle yazılabilir. Bu hikaye fabrika ayarlarına dönmek isteyen Ak Parti'nin ve yeniden Cumhurbaşkanı seçilmek isteyen Erdoğan'ın tek çıkış yolu olabilir. Ayrıca Erdoğan sonrası dönem için de hazırlık olacaktır. Siyasette birden çok denklem olduğu için bu planın uygulanabilirliği MHP ve İyi Parti'nin karşı ataklarına bağlı... Göreceğiz...


[1] "Dönemler VII - Başkanlık sistemine giden süreç ve sonrası" 22 Mayıs 2020


[2] "Dönemler IV - Sonuç: Siyasi dönüşüm" 25 Mayıs 2020


[3] "Politika değişikliğinden sistem değişikliğine" 12 Kasım 2020


[4] "Yeni ekonomi ve yeni siyasete dair senaryolar" 14 Kasım 2020


Tüm yazılar

1/3