Yeni ekonomi ve yeni siyasete dair senaryolar

Türkiye önemli değişimlerin arifesinde buluyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndaki görev değişimin ardından siyasetin dili bir anda değişti, vurgular farklılaştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Salı günü parti grup toplantısında verdiği mesajların öncekilerden farklı olması bunun net teyidi… Önce ekonomi politikasında fiyat istikrarını temel alan, mali disipline vurgu yapan piyasa odaklı liberal anlayışa geri dönüleceğinin işareti verilmişti. Şimdi de hükümetin yeni demokratik-hukuki reformlara hazırlandığını görüyoruz. Dolayısıyla 2021 değişim yılı olacak. Yeni ekonomiye ve siyasete dair senaryoları gözden geçirelim.

Ekonomiden başlayalım. Ekonomideki değişimin öncü sesleri Merkez Bankası’nın son yayınladığı enflasyon raporunda vardı. Önceki Başkan Murat Uysal’ın sunduğu raporda ılımlı ve dengeli büyümeye geçildiğine ve sıkılaştırma politikalarının devam edeceğine vurgu yapıldı. Yani agresif kredi genişlemesine dayalı büyümenin bittiği, ağustos ayında başlatılan sıkı para politikasının süreceği ilan edilmişti. Fakat en son PPK’da (Ekim) örtülü faiz artışı yapılsa da politika faizinin artırılmaması piyasa beklentilerini iyice bozdu. Ekonomi yönetimine duyulan güvensizlik, bugünlerde vurgulanan fiyat istikrarı ve finansal istikrarı zora soktu. Salgın sebebiyle alınan önlemlerin bütçe üzerinde oluşturduğu yük sebebiyle mali disiplinden bir miktar taviz verilmişti. Bütçeye yük getiren büyük projelerin ve kamudaki israfın acı sonuçlarını görme zamanı geldi. (Detaylar için “Büyümenin maliyeti” yazısı) O yüzden maliye politikasında da para politikasında olduğu gibi sıkılaştırma olacak. Bu yeni vergiler demek, vergi artışı demek... Salgınla ilgili ilave mali önlem alınmaması, teşviklerin bitmesi demek… Yeni ekonominin vizyonu: “Devletten bir şey beklemeyin.” Cumhurbaşkanı’nın “acı reçete” ifadesinin anlamı bu. “Biz bize yeteriz”den “başınızın çaresin bakın”a geçiyoruz. Kemer sıkma dönemine giriyoruz. IMF gelmedi ama politikası geldi.

Ekonomiden siyasete geçelim. Yeni siyasette ilk adımlar önce söylemlerde sonra sistemde demokratikleşme yönünde atılır. Güçler ayrılığının ve denge-denetim mekanizmasının tartışılacağı bir döneme gireceğiz. Yani artık demokrasi kelimesini daha çok duyacağız. Siyasette demokratik dil kullanıldığında, yönetimde demokratik bir irade gösterildiğinde ihtiyacımız olan dış yatırımcıların gözü Türkiye’ye dönüyor. O yüzden mevcut sistemi parlamenter sisteme yaklaştıran adımlar mutlaka atılacaktır. Örneğin Cumhurbaşkanı’nın Ak Parti genel başkanlığını devretmesi 2021 Mart ayındaki büyük kongreden önce tartışmaya açılacaktır. Cumhurbaşkanlığı makamının partiler üstü niteliği yeniden kazanması için Erdoğan’ın örtülü müsaadesiyle parti içinden sesler yükselebilir. Parti yönetimine, Bakanlıklara, üst düzey bürokrasiye ve basına yeni siyaset diline uygun yeni isimler gelmesi muhtemel. Mevcut sistemi parlamenter sisteme yaklaştıran adımlar atılması siyasi ittifaklarda değişimi tetikler. Tutuklu siyasilerin ve gazetecilerin salıverilmesi gündemi de ittifakların kimyasını değiştirir. Cumhurbaşkanı, İyi Parti lideri Meral Akşener’in aylar önce yaptığı “memleket masası” teklifine benzer bir teklif getirerek kartları yeniden dağıtmak isteyebilir. Erdoğan parti liderliğini bırakıp böyle bir masaya oturacak birini genel başkan seçtirebilir. 2021 bu yüzden çok hareketli olacak...

Tüm yazılar

1/3