Politika değişikliğinden sistem değişikliğine…

Uzun süredir eleştirilerin odağında olan Berat Albayrak geçtiğimiz Pazar günü görevi bıraktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki hükümetlerde bakanlık görevlerinde bulunan Lütfi Elvan’ı yeni Hazine ve Maliye Bakanı olarak atadı. Bir bakanlıktaki değişimden çok daha fazlasını ifade eden bu değişiklik aslında Türkiye’nin önemli politika revizyonlarına hazırlandığını gösteriyor. Yeni bakan ilk kamuoyu duyurusunda bunun işaretlerini verdi. Özellikle “kurumlar ve kuralları” vurgulayan “istişare ve katılımcılığa” dayalı “piyasa dostu” bir dönüşümden bahseden duyurunun satır aralarında önemli mesajlar var. Benzer mesajlar dün Cumhurbaşkanı tarafından parti grup toplantısında tekrarlandı. Vurgulanan noktaların önceki dönemde eksikliği/yanlışlığı görülen politikalar olduğunu görebiliriz.

Yeni Bakan’ın “Önemli olan kurumların güçlendirilmesi, kuralların etkili bir biçimde işletilmesidir” sözü kurumların bugüne kadar nasıl değersizleştirildiği ve etkisizleştirildiğini gösteriyor. Bu ifade aynı zamanda kuralsızlığın kutsandığı dönemden kurallara bağlılığa geçişi ilan ediyor. Öte yandan istişareden kaçınma ve dışlayıcı tutum önemli bir sorundu. Devletin kısa, orta, uzun vadeli hedeflerinin kamu kurumları ve sivil toplumla istişare edilerek belirlenmesi, işbirliği geliştirilmesi ve politikalara katılımın artırılması, hedefleri sahiplenme ve başarı için şart oldu. Tam burada koordinasyon konusu devreye giriyor. Ekonomiyle doğrudan ilgili çok sayıda bakanlık var. Bu bakanlıklara bağlı veya ilgili yüzlerce kurum var. Ayrıca iş örgütleri, STK’lar var. Parlamenter sistemde kurumlarca belirlenen ve ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı bünyesinde koordine edilen ekonomi politikaları, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde yine kurumlar nezdinde belirleniyor fakat koordinasyonda sorunlar yaşanıyordu. Politikanın dağınık kanallarla oluşması ve iletişim sorunu hedeflerde tutarsızlığa sebep oldu. Bu sorunlar özellikle bürokraside Berat Albayrak’a karşı oluşan gizli dirençle birleşince politikaların uygulama ayağı büyük ölçüde çöktü. Cumhurbaşkanı’nın dün söylediği “Ekonomi yönetimindeki koordinasyonu güçlendirerek politikalarımızın hayata geçmesini sağlayacağız” ifadesinin anlamı bu.

Kurumların güçlendirilmesi, kurallara bağlılık, istişare, katılımcılık, koordinasyon dedik. Söylemlerdeki değişim politikadaki değişimi gösteriyor. Yumuşak değişiklikler kadro revizyonuyla geçiştirilebilirken, sert değişiklikler sistem revizyonunu gerektirebilir. Görünen o ki “şimdilik” sadece kadro değişimleriyle politikada yumuşak bir geçiş tasarlanıyor. Sistemin iyileştirilmesi için hükümetçe hazırlık (ve duruma göre senaryolar) yapılıyor olması da çok muhtemel… Fakat kapsamlı bir sistem değişikliği hemen olamaz çünkü bu muhalefetin baskılarına boyun eğmek anlamına geliyor. Ayrıca muhalefetten gelen iyileştirme önerilerine de kulak tıkanıyor. Çünkü “siyasetin tek belirleyicisi” olma algısının kaybedilme riski var. Cumhurbaşkanı’nın dünkü grup toplantısında “Yeni yönetim sistemimizde, değişim gerekiyorsa bunun yerini ve zamanını milletin yetki verdiği Cumhurbaşkanı belirler” demesi bu önerilere bir yanıt niteliğindeydi. Siz isteyince değil biz isteyince yaparız mealindeki bu mesaj aslında bir şeyler yapılacağını ama “doğru zamanın kollandığını” gösteriyor. Sonuç olarak dünyada değişen konjonktürün etkisiyle sistem iyileştirmesine yönelik adımlar mutlaka atılacaktır. Bu gereklidir de… Ne gibi adımlar atılabileceğini bir sonraki yazıda inceleyeceğim.

Tüm yazılar

1/3