Dönemler VI –  Ak Parti’nin liberal demokrasi dönemi (2002-2016)

Ak Parti öncesi Türkiye, 2002'ye kadar 13 senede 11 hükümet kurulan 90'ların istikrarsızlıkları ve ekonomik kriz içerisindeydi. 2000 yılı enflasyonla mücadele programının kararlılıkla yürütülemeyeceğine dair güven kaybı ve buna bağlı Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleri Türkiye ekonomisini altüst etmişti. İçeride durum böyleyken dışarıda da yeni bir küresel politik düzen oluşuyordu. 11 Eylül saldırıları sonrası ABD, radikal İslamcı iktidarları teröre destek verdikleri gerekçesiyle bertaraf edip, model ülke olarak Orta Doğu’da demokratik, ılımlı ve İslami referanslara dayalı rejimleri destekleme fikri geliştirdi. Bu yeni politikada ortaklar belirlendi. Küresel sermayenin de (bol para) gelişmekte olan ülkelere akışı için şartlar iyileşince Türkiye'ye yeni bir hareket alanı oluştu. Bu şartlar altında liberal, piyasacı, hem Avrupa hem de bölge ülkeleriyle diyalog geliştirebilen Türkiye potansiyelinin farkına vardı. Bu normaldi çünkü tüm ülkeler için olduğu gibi Avrupa ve ABD için de bölgesinde istikrar vadeden ilk ülke her zaman Türkiye oldu. Bu kapsamda Ak Parti iktidarına giden süreçte Türkiye, birçok açıdan uyumlaştırma ve geçiş hazırlıklarını başarıyla ve eş güdümlü yürüttü. Bir yandan Ak Parti’nin ekonomi politikalarının temelinde yer alan IMF destekli ve gözetiminde Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı (GEGP, 2001 Nisan) hazırlanırken, diğer yandan hem içeride hem dışarıda oluşan beklentileri fark etmiş kadrolar Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Ak Parti’yi (2001 Ağustos) kurdu. İstikrar arayışı, siyasal İslam'ın mağduriyet mirası, kriz ekonomisi gibi bileşenler küresel sisteme uyum vaadi verebilen Ak Parti’yi 2002’de tek başına iktidara getirdi.

Bu dönem için en kısa tarif “piyasa ekonomisi gerekliliklerinin kararlılıkla uygulandığı liberal reform dönemi” olurdu. 90’lar ekonomisindeki sorunlar masaya yatırıldı. IMF’nin önceki (2000) programları ve yeni GEGP’le beraber kamu tarafında birçok önlem alındı. Devlet düzenleyici ve denetleyici görev üstlendi, bütçe disiplini sağlandı, enflasyon düşürüldü, faizler önceki döneme göre düştü, kur stabil hale geldi. (yüksek faiz-düşük kur dönemi) İhracat ve turizm arttı. Özelleştirmeler yoğunlaştı. Sermaye girişleri hızlandı. Ekonomi özel sektör öncülüğünde 2003-2007 arasında % 6,9 büyüdü, kişi başı milli gelir arttı. Büyümenin öncüsü sanayi ve hizmetler sektörü oldu. Buradaki sanayileşmenin, düşük kur avantajıyla sıçrayan ithalata dayalı sanayileşme olduğu bilinmelidir. Özellikle imalat/montaj sanayi gelişiyor. Bu anlamda üretim düzeyi dış talebe yüksek oranda bağlı, girdisi olduğu ihracat performansını da doğrudan etkileyen şekilde gelişti. Yani ihracata dayalı sanayileşme oldu fakat bu sanayileşmede katma değerli üretim sektörleri değil, montaja dayalı sektörler öne çıktı. Hizmetler tarafında ise büyük oranda inşaat gelişti. 2003-2007 arası 5 yılda inşaat sanayi %11 büyüdü. Bu dönemde gerileyen sektör ise tarım oldu. Toplam GSYİH içindeki payı gerileyen tarım 5 yılda %0,4 oranında büyüyebildi. İlk 5 yıllık iktidar döneminde yabancı sermaye girişlerinde de sıçrama oldu. Bu sermaye girişlerine "kısa vadeli" sıcak para girişi ve "uzun vadeli" doğrudan yabancı yatırım olarak bakalım. Büyük oranda devlet tahvillerine, hisse senetlerine yatırım ve bankalara krediler olarak gelen kısa vadeli sermaye yıllar içinde büyük bir hacme ulaştı. Bu durum kamu ve özel sektörün döviz borçlarında kendini çevirmek için bir akım yaratsa da aynı zamanda ciddi risk oluşturdu. Bu risk 2008 krizi öncesi yoğun para çıkışları olarak gerçeğe dönüştü. Başarıyla kalkınan ülkelerde olduğu gibi doğrudan yabancı yatırım (DYY) girişleri de arttı. Fakat detaya bakmak lazım. DYY deyince aklımıza yabancı yatırımcının bir fabrika kurarak hem istihdam yaratması hem de teknoloji transferi sağlaması geliyor. Bizde öyle olmadı. Bizdeki DYY girişleri hacmen hizmetler sektöründe yoğunlaştı. Bu da özelleştirmeler, yurt içi bankalara yabancı ortak girişleri, gayrimenkul satışları şeklinde oldu. Yani istihdam yaratıp teknoloji getirme işi olmadı. Olsa da az oldu. Dolayısıyla DYY’ler hazır mal varlıklarını satın almak/ortak olmak üzere geldi, sermaye el değiştirdi diyebiliriz. Sonuç olarak Ak Parti’nin liberal, dışa açık, piyasa ekonomisi dönemi bu temeller üzerine inşa edildi. Ana eksen hiç değişmedi, ilerleyen yıllarda da devam etti.

Ak Parti’nin dış politika felsefesi, ekonomi felsefesinde olduğu gibi küresel düzene uyuma dayalı. İlk yıllardan itibaren dış politikada AB ile görüşmeleri yoğunlaşırken, üyelik yolunda siyasi uyuma yönelik adımlar atıldı. Orta Doğu’da ise Türkiye’yi ABD’nin bölge politikalarına stratejik ortak etme isteği var. Dış politika, sıfır sorun mottosu ile Türkiye’nin bölgesinde yumuşak güç (soft power) olarak ağırlığını artırdığı, diplomatik ilişkilerini yoğunlaştırdığı proaktif anlayış üzerine kuruluyor. Dışarıda anlayış bu. İç siyaset de hareketli. 2009 Küresel Krizi'ne doğru giderken dünyada şartların değişmesiyle içeride gündem yoğunlaşıyor. Türkiye 2007’de Meclis’te Cumhurbaşkanlığı seçimi gerginliği (Nisan/Ağustos) ve erken seçim kararı, Genelkurmay’ın e-muhtırası (Nisan), erken genel seçimler (Temmuz), Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi referandumu (Ekim) gibi yoğun gündemlerle meşgul oldu. 2008’de de Ak Parti’ye açılan kapatma davası (Mart) ve Ergenekon Davaları (Temmuz) olarak bilinen davalar gündemi kapladı. Ayrıca Türkiye gündeminde uzun yıllar yer alacak “demokratik açılım süreci”nin ilk işaretleri de 2009’da verildi. 2010 yılında ise yargıda ciddi değişiklikler içeren ve Fetullahçı terör örgütünün (Fetö) yargıda büyük güç kazanmasını sağlayan yeni bir anayasa referandumu oldu. Yani Ak Parti bir yandan “iç siyasette” statükoyu yani iktidar gücünü sınırlayan/devlet içinde yerleşik güç odaklarını bertaraf etmeye çalışırken diğer yandan “dış politikada” küresel konjonktürün desteğiyle bölgesel güç olma arayışlarını sürdürdü. Fakat bu siyaset, “içeride” devlet içinde oluşan güç boşluğuna Fetö’nün yerleşmesi, “dışarıda” ise Suriye özelinde 2011 Arap Baharı’nın bölge ülkelerini demokratikleştirmek yerine devletsizleştirmesiyle çöktü. Bir sonraki yazıda Başkanlık sistemine giden süreci, "kırılma anı" 15 Temmuz 2016 Darbe girişiminin biraz gerisinden başlatarak inceleyeceğim.

Serinin Yazıları

Dönemler I – Cumhuriyetin ilk yılları (1923-1929)

Dönemler II – Devletçilik ve savaş ekonomisi (1930-1946)

Dönemler III – Yeniden liberalleşme ve yeni dünyaya katılım (1946-1960)

Dönemler IV - Planlı ekonomi (1960-1980)

Dönemler V – Küresel ekonomiye entegrasyon (1980-2001)

Dönemler VI - Ak Parti'nin liberal demokrasi dönemi

Dönemler VII – Başkanlık sistemine giden süreç ve sonrası (2016- …)

Dönemler VIII – Sonuç: Zihinsel dönüşüm

Dönemler IX – Sonuç: Siyasi dönüşüm

Dönemler X – Sonuç: Ekonomik dönüşüm

Tüm yazılar

1/3