Dönemler I – Cumhuriyetin ilk yılları (1923-1929)

Cumhuriyetimizin kuruluşundan bugüne tarihimizi, bugünümüzle karşılaştırmak üzere ekonomik bakış açısıyla dönemlere ayırarak yazmaya çalışacağım. İlk yılları ele alarak başlıyorum. Peşinen söylemek gerekir ki her dönemin kendine has uluslararası ekonomi politiği oluyor. Politikayı kısıtlayan birçok iç ve dış etken bulunuyor ve ekonomiyi aynı anda etkileyebiliyor. Hükümetlerin ekonomi politikalarını çoğu zaman tercihen değil zorunlu şekilde değiştirdiklerini görüyoruz. Bu dönemler genellikle kadro değişimini beraberinde getiriyor. Kadro değişimi ile devlet yeni rotasını, yeni siyasetini belirliyor. Yeni kurumlar kuruluyor, var olanlar yenileniyor veya tasfiye ediliyor. Bu anlamda ekonominin yanında her dönemin siyasal/kurumsal yapısına da ana hatları ile değineceğim. Çünkü ekonomi ve siyaset birbirinden bağımsız düşünülemiyor. Ekonomide kritik yol ayrımlarının aynı zamanda siyasal ayrımlara denk geldiği açıkça görünüyor.

Cumhuriyetin ilk yıllarındaki kurumsallaşma hamlelerine bakalım. Öncelikle Osmanlı’dan Cumhuriyete geçişin, meşrutiyet süreçlerinden çok daha radikal ve devrimci bir geçiş olduğunu belirtmeliyim. Fakat Cumhuriyet Osmanlı’nın devlet yönetme biçim ve usullerini değiştirmekle beraber kurumsal yapıyı tamamen tasfiye etmemiştir. Nihayetinde bir geçiş dönemi olmuştur ve Osmanlı’nın kurumsal hafızası Cumhuriyete devrolmuştur. Tarık Zafer Tunaya’nın “Cumhuriyetin laboratuarı” dediği meşrutiyet dönemi Cumhuriyet kadrolarını yetiştirdi. Benzer şekilde Cumhuriyet, Meşrutiyet zihniyetinin “kendini gerçekleştirmesi” olarak görülebilir. Ulus devlet, anayasal düzen fikrinin oluşumu zaten meşrutiyet dönemine uzanmaktaydı. İlk kurumsal değişim (Cumhuriyetten önce de olsa) Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (1920) kurulmasıdır. Milli mücadeleyi yöneten ve kazanan Meclisimiz… 1921’de yeni Meclisin ilk anayasası kabul ediliyor. Meclisin kurulmasından 2,5 yıl sonra Ankara Hükümeti saltanatı (1922) kaldırıyor, 1923’te Cumhuriyet ilan ediliyor. 5 ay sonra 1924’te hilafet kaldırılıyor. Yani farklı iktidar alanları ilga edilerek idarede bütünlük sağlanıyor, yeni anayasal düzen kuruluyor. 1924’te yeni anayasa, 1926’da medeni kanun kabul ediliyor. İlk yıllarda eğitim düzenlemeleri de kurumsallaşmanın önemli bir parçası. Osmanlı dönemindeki yabancı ve azınlık okulları, Batı tarzı eğitim veren okullar ve medreselerden oluşan çok başlı düzene son verilip, Tevhid-i Tedrisat Kanunu (1924) ile eğitim düzeni tekleştiriliyor, ilköğretim zorunlu hale getiriliyor. Bir nevi en büyük sermayenin insani sermaye ve onun eğitimi olduğu teyit ediliyor. 1928’de alfabe değişikliği ile Arap harfleri terk ediliyor. Yani yasal/kurumsal tarafta devlete yeni bir yüz veriliyor, sosyal alanda devrim yapılıyor. Tüm bunlar olurken bir yandan da ekonomide millileştirme başlatılıyor.

Atatürk’ün “Tam bağımsızlık için şu düstur var: Milli egemenlik, iktisadi egemenlik ile sağlamlaştırılmalıdır” sözü Cumhuriyetin ekonomi felsefesini ifade eder. Cumhuriyetin ilk yılları “kıt kaynaklar” dönemidir. İktisadi egemenlik için altyapının kurulması gerekiyor. Bu altyapı Cumhuriyet’ten aylar önce Şubat-Mart 1923’te toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde belirlenmiştir. İzmir İktisat Kongresi milli, liberal, yabancı sermayeye açık ve kapitalist bir ekonomi felsefesine sahip. Özel mülkiyet ve serbest girişimciliği esas alıyor... Kurulan şirketlerin büyük bölümü yabancı sermaye ortaklı. Cumhuriyetin ilk yılları bu anlamda yabancılarla ortaklıklar olmakla beraber azınlıkların yerini Türk tüccarların aldığı dönem oluyor. 1923’te Galata Borsasının Hükümet denetimine girmesi ve üyelerine Türk uyruklu olma şartı getirilmesi gibi önlemler de azınlıkların ekonomideki gücünün Türklere geçişini hızlandırıyor. 1936’da Kabotaj Kanunu (1926) ile limanlarda sadece Türk gemicilere izin getirilmesi, Kayseri uçak fabrikasının kurulması da havada ve denizlerdeki egemenlik arayışlarımızdan… Bu dönem Lozan’ın ekonomik kararları da uygulanıyor. Anlaşma gereği Osmanlı’nın gümrük tarifeleri aynen devam ettiği için ekonomi dış rekabete karşı zayıf kalıyor, sanayileşmede istenen başarı sağlanamıyor. Tarıma dayalı büyüme var. Bu şartlar altında 1924’te İş Bankası’nın, 1925’te Sanayi ve Maadin Bankası’nın kurulması ile özellikle sanayinin, tarımın, madenciliğin ve bayındırlık hizmetlerinin finansmanına çözüm aranıyor. 1927 Teşvik-i Sanayi Kanunu da sanayi yatırımlarının güçlendirmeyi amaçlıyor. Fakat sermaye birikimi yeterli değil. Tüm bu imkansızlıklara rağmen hükümet para miktarını artırmıyor, kamu harcamalarının gelirleri aşmamasına dikkat ediyor. Denk bütçe anlayışı ve mali disiplin diyebiliriz. Ki o dönem gümrük vergilerinde sorunlar vardı. Aşar vergisi (1925) kaldırılmış; kamu gelirleri büyük oranda tuz, tütün, şeker gibi birkaç üründen alınan vergilere dayanıyordu. Harcamalar da milli savunma, demiryolu yapımı, dış borç ödemelerine gidiyordu. Bu dönem (1924-1929) her şeye rağmen yıllık ortalama %8,6 büyüme gerçekleşiyor. 1929 Büyük Buhranı ile milliyetçi-liberal dönem sonlanıyor, devletçilik anlayışına geçiyoruz.


Serinin Yazıları

Dönemler I – Cumhuriyetin ilk yılları (1923-1929)

Dönemler II – Devletçilik ve savaş ekonomisi (1930-1946)

Dönemler III – Yeniden liberalleşme ve yeni dünyaya katılım (1946-1960)

Dönemler IV – Planlı ekonomi (1960-1980)

Dönemler V – Küresel ekonomiye entegrasyon (1980-2001)

Dönemler VI – Ak Parti’nin liberal demokrasi dönemi (2002-2016)

Dönemler VII – Başkanlık sistemine giden süreç ve sonrası (2016- …)

Dönemler VIII – Sonuç: Zihinsel dönüşüm

Dönemler IX Sonuç: Siyasi dönüşüm

Dönemler X Sonuç: Ekonomik dönüşüm

Yararlanılan Kaynaklar

Yakup Kepenek, Nurhan Yentürk (2010) “Türkiye Ekonomisi” Remzi Kitabevi

Korkut Boratav (2019) “Türkiye İktisat Tarihi 1908-1915” İmge Kitabevi

Yalın Alpay, Emre Alkin (2019) “Olaylarla Türkiye Ekonomisi” Hümanist Yayınları

Mahfi Eğilmez (2018) “Değişim Sürecinde Türkiye – Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Sosyo-Ekonomik Bir Değerlendirme” Remzi Kitabevi

Tüm yazılar

1/3