Rezerv notları IV: Rezerv yeterliliği ve önlemler

Rezerv yeterliliği konusunda sene başına göre daha riskli durumda olduğumuz bir gerçek. Yeterliliğin ölçülmesinde bugün sık kullanılan yöntemler olarak rezervlerin kaç aylık ithalatı karşılayacağı, kısa vadeli borçların GSYİH’ye oranı, rezervlerin geniş para (M2) arzına oranı öne çıkıyor. Farklı değerlendirme teknikleri de var. Geleneksel hesaplamalara ilaveten yeterliliğe daha geniş açıdan bakan IMF’nin Rezerv Yeterlilik Hesaplaması da (Assessing Reserve Adequency, ARA) kullanılabiliyor. IMF/ARA hesabında, mal ve hizmet ihracatı, geniş para arzı (M2), kısa vadeli borçlar ve diğer yükümlülükler kullanılıyor.[1] Kriz zamanlarında özellikle gelişmekte olan ülkeler için ödemeler dengesinin oynaklığı en yüksek kalemleri hesaplamaya bu şekilde dahil ediliyor. Türkiye’nin 2019 sonu itibarıyla Rezervler/IMF ARA puanı 0,83. (Arjantin ve Güney Afrika da 1’in altında) 1 ile 1,5 arası yeterli kabul ediliyor. Bu durumda IMF hesabına göre rezerv yeterliliğimiz iyi durumda değil. Hatta son aylarda rezervlerdeki azalma ile bu oranın bir miktar daha düştüğü söylenebilir. Yani farklı yaklaşımlarla da bakınca durum değişmiyor. Rezervler yeterli değil. Borç servisinde sorunlar yaşanabilir. Peki ne yapılabilir?

Ekonomi bir tercih alanıdır. Alınan bir önlem başka bir yerde fedakarlık gerektirebilir. O yüzden doğru teşhis ve doğru tercih yapmak gerek. Öncelikle sorunun rezervler olmadığını belirtmeliyim. İhtiyaç zamanlarında çözüm sunmayan rezervler sorun oluyor. ABD eski Hazine Bakanı’nın dediği gibi dolar onların para birimi olabilir ama bizim gibi ülkelerin sorunu. Elimizde sihirli değnek olmadığına göre radikal önlemlerin konuşulacağı bir döneme girebiliriz. Türkiye’de kısa vadeli döviz borcunun dörtte üçü özel sektörün. Dolarda büyük sıçramalar olmadığı sürece özel sektör bu borçları çevirebilir durumda. (Yabancı para mevduatlar son yıllarda artış göstermişti.) Burada risk altında olan kamu tarafı. Bu kapsamdaki muhtemel önlemleri “döviz gelirlerini artırmak” ve “kur baskılarını hafifletmek” açısından yorumlayacağım. Döviz gelirlerini artırmak derken yapısal olarak daha faydalı olan ihracatı veya doğrudan yatırımları artırmaktan ziyade kısa vadeli çözümlerden olan sıcak parayı çekmeyi ve borçlanmayı kastediyorum. Çünkü bize para lazım o da bugün lazım… Kur üzerindeki baskıları hafifletme meselesi ise bu döviz sorununun daha da büyümesini engellemek için gerekli.

Kısa vadeli döviz girişlerini artırmak için yabancı sermaye girişini teşvik etmek gerekiyor. Bu Türkiye’nin yabancıya daha fazla getiri vaat etmesi ile mümkün. Yani daha yüksek faiz… (Ayrıca daha düşük CDS). Şu an gündemde olmasa da faiz artırımının gündeme gelme ihtimali var. Emsal ülkelerden daha fazla faiz verebiliriz. Dünyada portföy girişleri azaldığı için “faiz artırsak da para gelmez” düşüncesi olabilir. O zaman da çıkış olmaması için önlem şart. Geçen yıl Arjantin’de uygulamaya konulan sermaye kontrolleri de para çıkışlarına yönelik önlemlerden. Fakat bunlar piyasacı ekonomistlerin karşı çıktığı önlemler olduğu için uluslararası piyasalarda döviz arayışında olan ülkemiz tepkilerle karşılaşabilir. Yine de gündeme getirilebilir. Döviz girişinin diğer yolu borçlanma. Türkiye resmi yatırım ve kalkınma kuruluşları/ulusal fonlar, IMF/Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar, yabancı ticari bankalar, bankacılık dışı özel finansman kuruluşlarından çeşitli yöntemlerle borçlanabiliyor. Mevcut şartlarda daha yüksek maliyetli borçlanma söz konusu olabilir. Bu sorunun çözümü değil ertelenmesi demek oluyor ama mecbur kalabiliriz. Merkez Bankaları arası takas hattı arayışları da devam ediyor. FED, ABD tahvilleri karşılığında bankalara dolar likiditesi sağlayabiliyor. Bize ne kadar yeterli olur tartışılır. Ayrıca olağan dışı döviz girişleri olabilir ki Körfez’den daha önce girişler olmuştu ama petroldeki düşüş onları da etkiledi. Tek seferlik gelirler açısından varlık satışlarına da maalesef başvurulabilir. Varlık Fonu’nu önümüzdeki günlerde daha fazla anabiliriz. Tüm bunların yanında Türk Lirasından dövize kaçışların da engellenmesi şart. Şu anda önümüzdeki 6 ayda dolar yükselmez diyen bir vatandaş göremezsiniz. Bu beklenti vatandaşın dolar talebini artırıyor. Bu beklentiler doğru yönetilemezse, spekülatif hareketler engellenmezse kur daha da sıçrayabilir. Para arzının arttığı bu günlerde paranın spekülatif kullanımı kuru yukarı çekebilir.

[1] IMF rezerv yeterliliği kılavuzu için tıklayınız.

IMF’nin rezerv metodu için tıklayınız.

İlgili yazılar:

Rezerv notları I: Döviz gelir ve giderlerini izlemek

Rezerv notları II: Rezervlerde ne var, nasıl eridi?

Rezerv notları III: Önümüzdeki 1 yılda bizi neler bekliyor?

Tüm yazılar

1/3