Salgın notları III – Türkiye’nin ulusal mücadelesi

Koronavirüsün Türkiye’deki ilk vakası tespit edildiğinde “sorun küresel mücadele ulusal” sloganıyla tanıştık. Çok yerinde bir ifade. Günümüzde nadiren göreceğimizi düşündüğümüz küresel bir tehdide karşı dünya milletleri kendi sınırları içinde mücadele etmek zorunda kalıyor. Küresel işbirliğinin sınırlı kaldığı böyle bir salgın karşısında ülkeler özellikle sağlık alanında kendi önlemlerini kendileri alıyor. Ekonomi tarafında ise cephanesi olan ülkeler büyük paketler açıklarken zayıf ekonomiler son cephanelerini kullanıyor. Peki ülkemiz bu virüs krizine nasıl bir ortamda yakalandı? Bu krizi kendi kaynaklarımızla atlatabilecek miyiz? Biz bize yetebilir miyiz?

Öncelikle virüse yakalanmadan hemen önce ekonomimizin toparlanma işaretleri gösterdiğini belirtelim. 2018 ilk çeyreğinden itibaren düşen büyüme oranları son çeyrekte negatife dönmüş, üç çeyrek üst üste daraldıktan sonra pozitif tarafa geçmişti. Enflasyon kontrollü gidiyor, faizler düşüyor, sanayi üretimi iyileşiyor, ihracat her şeye rağmen artıyordu. “Akmasa da damlıyor” ekonomisi diyelim. Dipten çıkmıştık, cansız da olsa bir dengeye oturmak üzereydik. 2018’den beri sallanan ekonomide dengeyi sağlamanın maliyeti yüksek oldu. Cephanelerimizi harcadık. Kur ataklarına karşı döviz rezervlerini tükettik. Bütçede açıldık. Şimdi bütçe gelirlerinin düşeceği, giderlerinin artacağı yeni bir döneme giriyoruz. Bütçe için “yeni normalin” belirlenmesi gerek. İhracat tarafında (Mart) %17 düşüş var. 2008 krizinin Avrupa’yı vurmasını Türkiye yeni ihracat pazarları bularak telafi etmişti. Şimdi her yerde kriz var. Dolayısıyla ihracat gelirlerimiz azalacak ve toparlanması zaman alacak. Turizmde, taşımacılıkta ciddi kayıplar yaşanacak. Yurt dışı finansman da sıkıntılı. 2008 kriziyle karşılaştırıldığında şu anda gelişmekte olan ülkelere yönelik portföy akımlarında çok ciddi bir gerileme yaşanıyor. (Grafik) Yani zor toparlanmış olan cari denge yine bozulacak, cari açığın finansmanı zorlaşacak. Belki düşen petrol fiyatları ve ithalatta azalma cari açığın artmasını bir miktar sınırlayabilir. Zaten kriz dönemlerinin aranan aktörü devletin böyle zamanlarda dengesinin şaşması çok normal.

Grafik: Gelişmekte olan ülkelere portföy akımları (milyar USD, kümülatif)

Kaynak: ekonomi.isbank.com.tr

En zayıf karnımız dış denge. Bütçe açıklarıyla bir süre idare ederiz, oransal olarak iyiyiz. Fakat dış denge konusunda alarm vereceğiz. Rezervler yeterli görünmüyor. Kur şoklarına karşı savunma hattımız zayıf. Hükümet IMF’ye olan alerjisi sebebiyle başka yollar arıyor. En son TCMB döviz ihtiyaçları için FED’in takas hattına (swap line) başvuruda bulundu. Tüm bunlar ulusal mücadelenin maliyetinin büyük olabileceğini gösteriyor. Salgının yaz ortalarına kadar devam etmesi halinde 2020’de % 10-15 arası bir daralma yaşayabiliriz. Tüm dünya bununla yüzleşecek. Toparlanmak için gerçekten küresel bir koordinasyona ihtiyaç olacak. Özellikle kırılgan ekonomilerin yeni sömürü düzenine karşı ortak siyasi duruş sergilemesinde fayda var. Yoksa bu küresel krizin maliyeti "bizim" sırtımıza yüklenecek.

İlgili yazılar:

"Salgın notları I - Koronavirüsün ekonomi politiği" (23 Mart 2020)

"Salgın notları II - Küreselleşmenin sonu mu, resetlenmesi mi?" (3 Nisan 2020)

"Salgın notları IV - Hayatta kalma ekonomisi" (15 Nisan 2020)

Tüm yazılar

1/3