Irkçılığa karşı savaşta milliyetçilik

Yeni Zelanda’da bir teröristin Cuma namazında savunmasız Müslümanları katletmesi göçmen sorununu yeniden dünya gündemine taşıdı. Özellikle katliam öncesi sosyal medyadan yayınladığı uzun mesajı yabancılara bakışın dünyanın öbür ucunda da olsa nasıl ırkçılığa dönüştüğünü gösteriyor. Göçmenlerin topluma karışmaları, vatandaş kabul edilmeleri, nüfus dengesini bozmaları, ülkedeki iş imkanlarından ve devlet yardımlarından yararlanmaları, güvenliği tehdit ettikleri şüphesi gibi birçok faktör nefretin eyleme dönüşmesi için yeterli birer sebep oluyor. İşin kötüsü, bu nefretin azalacağına dair bir işaret henüz yok. O yüzden göçmen meselesi 2019’da öne çıkan küresel riskler arasındaki yerini koruyor.

Göçmen meselesi siyaseti kökten değiştiriyor. 2015’te Avrupa’ya başlayan göçe karşı büyüyen tepkiler Avrupa’da yeni siyasetin yolunu döşemişti. İngilizlerin Brexit’i bunun örneği. Almanya ve Avrupa'nın önde gelen ülkelerinde aşırı sağın yükselişi, son olarak Fransa’daki sarı yeleklilerin isyanı aslında sosyal değişimin farklı versiyonları. Okyanusun öteki tarafında ise Trump’ın seçim kampanyasında yerelliğe ve Amerikalılığa yaptığı vurgu yeni siyasetin kodlarını vermişti. Bu gelişmeler gösteriyor ki büyük devletler ırkçılık zemininde siyaset üretemeyeceklerini bildikleri için tabandan gelen "tepkinin" etkisiyle yeni bir siyaset alanı oluşturmaya mecbur kalıyorlar. Süreci sosyal bir patlamaya dönüşmeden yönetiyorlar. Gelen dalgayı gözlerini kapatarak yok saymıyorlar. Artık sadece “ırkçılığa dönüşen toplumsal tepkiyi okuyamayanlar ve ırkçılığı milliyetçilikle bir görenler” milliyetçilikten kaçıyor. Dikkat ederseniz özellikle milliyetçiliğe mesafeli yerlerde şiddet büyüyor. Göçmenlere karşı şiddet milliyetçiliği reddeden ülkelerde oluyor. 2011’de Norveç’teki katliam, Yeni Zelanda’daki cami saldırısı, Hollanda’daki ırkçı eylemler buna örnek…

Yoğun göçmen nüfus dikkate alındığında Türkiye de ırkçılıkla mücadele etmesi gereken tarafta. Dünyanın döndüğü tarafın tersine dönmek nasıl imkansızsa, büyüyen yabancı düşmanlığını yok saymak da öyle imkansız. O yüzden dönüştürerek yönetmek şart. Bunun en iyi yolu ırkçılığı törpüleyerek, içindeki şiddeti yok ederek "saygılı" milliyetçiliğe dönüştürmek. Devlet milliyetçi olursa halk ırkçı olmaz. Yabancı düşmanı da olmaz. Irkçılığa varmadan önceki son çıkış milliyetçilikten geçiyor. Yoksa saf ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına giden bu süreç, Türkiye’de göçmen meselesini aşan etnik bir meseleye dönüşür ki bu devleti temelden sarsar.

Tüm yazılar

1/3