Dünyaya şekil veren coğrafya - 1

Jeopolitik geniş manasıyla coğrafyanın ekonomiye, dış politikaya, kültürlere ve dolayısıyla uluslararası güç ilişkilerine şekil vermesini ifade eder. Bu kavram dağların, denizlerin, nehirlerin, iklimin, doğal kaynakların hatta nüfus yapısının stratejik önemini gösterir. Öyle ki, iki ülke arasında yer alan bir dağ bu ülkelerin ilişkilerine yön verebilir; bir nehir bazen ülke içi ticarette taşıma rotası haline gelirken bazen ülkeleri ayıran doğal sınır olabilir. Denize sınırı olan ülkelerin denizcilikte, dolayısıyla büyük keşiflerde öne çıkması da coğrafyanın insana ve tarihe şekil vermesidir. Verimli ve geniş ovaların tarımsal üretimi geliştirici etkisi ülkelerin zenginleşmesinde etkili olmuştur. Yer altı kaynakları bakımından zengin ülkelerin, daha güçlü olanların hedefinde yer alması da coğrafyanın bir cilvesidir.

İbn Haldun’a atfedilen “coğrafya kaderdir” sözü aslında her şeyi anlatıyor. Dünya tarihinin yönünü değiştiren birçok olayda, coğrafyanın avantajlı hale getirdiği milletlerin dezavantajlı hale getirdiği milletleri yenmesi var. Ya da iki tarafı okyanusla çevrili ABD gibi, coğrafyanın koruduğu ülkelerin kendilerini geliştirmek için fırsat bulmuş olması var. Mesela ABD için Meksika ile arasındaki çöl doğal bir bariyer işlevi görüyor. Kuzeydeki Kanada müttefik bir ülke. Onun da kuzeyi zaten askeri açıdan zorlu, donmuş bir bölge: Alaska. Dolayısıyla ABD, enerjisinin tümünü savunmaya harcamadı, kendini geliştirdi. Rusya için de benzer bir durum var. Rusya’nın doğusunda yer alan Sibirya’yı geçecek ikmal hattına sahip bir ordu yok. Ural Dağlarına sırtını veren Rusya, kendisine doğudan saldırmanın maliyetini bildiği için batıya odaklanmış durumda. Savunma stratejisini büyük ölçüde Kuzey Avrupa bölgesinde kuruyor. Burası Avrupa’dan gelecek saldırılara karşı en güçlü savunma yapacağı, Napolyon ve Hitler’in yenildiği bölge. Avrupa’nın doğalgaz talebinin önemli ölçüde Rusya tarafından karşılanması Rusya’nın en büyük kozu. Moldova, Ukrayna, Gürcistan ise Rusya’ya gelecek tehditler için bir tampon işlevi görüyor. Coğrafi konum savunmada işlevleri olsa da Rusya için dünyaya açılmada zorluklar yaratıyor. Ticaret yollarına açılabilmek küresel güç olmayı hedefleyen ülkeler için olmazsa olmaz. Rusya’nın Akdeniz’e, oradan Atlantik’e veya Hint Okyanusu’na açılmasının yolu Karadeniz, İstanbul, Cebelitarık Boğazı veya Süveyş Kanalı. Rusya bu güzergahta işbirliği geliştirmek zorunda. Çin de benzer şekilde ticaret yollarında güvendiği müttefiklerin olmasını istiyor. Stratejistlerin büyük önem verdiği, Çin’in dünyaya açılan kapısı Güney Çin Denizi’nde Vietnam, Filipinler, Malezya, Endonezya gibi ABD müttefiki olan veya ilişkileri gelişen ülkeler bulunuyor. Çin’in enerji arzının yüzde 80’inin geçtiği [1] Malakka Boğazı’nın (Malezya-Endonezya arası) stratejik önemi büyük. Myanmar’da (Burma) inşa ettiği doğalgaz ve petrol boru hatları ile güneybatısında yeni bir güzergah oluşturan Çin, ticarette yeni ipek yolu olarak projelendirilen Kuşak ve Yol Girişimi’nin öncüsü. Bu proje hem kara hem deniz yollarını kapsıyor ve Avrupa’ya uzanıyor.

Coğrafya Avrupa siyasetini de şekillendiriyor. Geniş ovaları ve iklimi ile tarıma elverişli Avrupa’da nehirler ticareti geliştirecek şekilde uzanıyor. Bu kıta, sanayi devriminin gerçekleştiği bölge olarak bugün dünyayı şekillendiren siyasi ve ekonomik yapının doğum yeri sayılıyor. Uzun yıllar süren imparatorluklar dönemi bin yıllık bir tarihin sonunda ulus devlet dönemine evrildi. Bu dönemde Avrupa sınırları büyük ölçüde dil ve kültüre göre şekillendi. Kuzeyin güneyden daha avantajlı olduğu Avrupa’da sanayileşen ülkeler birbirleriyle olan ticareti geliştirdi. İngiltere, İspanya, Fransa gibi deniz gücü olan ülkeler Latin Amerika’dan, Afrika’ya, oradan Hindistan’a ve Doğu Asya’ya kadar sömürge coğrafyası oluşturdu. Kıtanın zenginleşmesi büyük bir talep doğurdu. Ticaret yollarının satıcı ülkeler lehine olması da sanayi gücünü pekiştirdi. Bugün Almanya, Fransa ve İngiltere’nin öncü güç olduğu bir kıta olan Avrupa zamanla ekonomik entegrasyonu siyasi boyuta taşıdı, Avrupa Birliği’ni kurdu. İki dünya savaşına sahne olan bu coğrafya her şeye rağmen küresel gücünü koruyor. Fakat Çin öncülüğünde yükselen Asya, Batı’ya alternatif olma yolunda ilerliyor. Önümüzdeki 20 yıl içinde Çin’in ekonomik büyüklükte ABD’yi geçeceği tahmin ediliyor. Hindistan da hızla ilerliyor. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40'ını oluşturan bu iki ülke küçük anlaşmazlıkları olsa da tarihte hiç savaşmadı. Sebebi yine coğrafyaya bağlanıyor. Himalayalar. İki ülke arasında yer alan Himalayalar, bu güçlerin karşı karşıya gelmesini engelledi. Pakistan’la sınır anlaşmazlıkları ve tarihi husumetleri Hindistan’ı kendi coğrafyasında zorluyor. Eski İngiliz sömürgesi Hindistan, teknoloji alanındaki yetenekleriyle dünyada ön plana çıkıyor. En büyük ihracat pazarı olan (2017’deki payı yüzde 15,6) ABD ile ilişkilerini geliştiren Hindistan’ın, Çin’le ilişkileri kuşkulu. İngiltere ile tarihsel bağları ve ABD ilişkileri Hindistan’ın Batı’ya dönük bir Asya gücü olmasında etkili oluyor.

[1] Tim Marshall (2018) “Coğrafya Mahkumları”, Epsilon Yayınevi.

Etiketler:

Tüm yazılar

1/3