Yeni bölgesel düzende Kürtçülük tehdidi

Dünya bugün 90’lı yıllardan kalma ABD merkezli liberal anlayışın hakimiyet sancılarını yaşıyor. ABD’nin Afganistan ve Irak işgali ile başlayan dünya enerji kaynakları üzerindeki kontrolünü sürdürme arzusuna karşı itiraz dalgası büyüyor. ABD hegemonyasına karşı son yıllarda Avrupa Birliği, Çin, Rusya gibi bölgesel odaklar yeniden çok kutuplu dünyayı zorluyor. Bu küresel mücadele yeni cepheler, yeni ittifaklar oluşturuyor. Tek kutuplu düzene karşı küresel itirazın eyleme dönüştüğü bölgelerin başında Türkiye’nin yakın coğrafyası yer alıyor. 2011 yılında başlayan Arap Baharı ile geniş halk kitleleri Afrika’nın Kuzeyi ve Körfez ülkelerinde kendi yönetimlerine karşı ayaklandı. Mısır’da, Libya’da, Tunus’ta eski düzenin liderleri tek tek devrilirken yeni bir bölgesel düzen oluştu.

Bugün Suriye’de, Yemen’deki iç savaşlar bölgenin istikrarsızlığı derinleştiren krizler olarak devam ediyor. Irak’ta halen sağlanamamış olan devlet düzeni de eklenince Türkiye’nin sürekli tetikte olması gerekliliği daha açık görülüyor. Türkiye için en ciddi tehditlerin başında güney sınırlarında yükselen bölücü hareketler gelmektedir. Önce Irak’ta oluşan bölgesel Kürtçü yönetim, bugün Suriye’de ciddi ilerleme kaydetti. Irak ve Suriye’de somut sonuçlar elde eden Kürtçü oluşumlar vaktiyle Türkiye’de açılım politikalarıyla desteklenmişti. Bu politika örgütün savaş provası yapması ile terk edildi. Böylelikle bölücü oluşumların demokratik bir talebin meşru temsilcisi olmadığı anlaşıldı. Fakat açılım politikaları yine de “Kürtçülüğün” siyasal bir hareket olarak güçlenmesinde, sosyal zemin bularak kitleselleşmesinde ve örgütlenmesinde etkili oldu.

Kürtçülük sınırlarımızın içinde ve dışında paralel gelişen bir milli güvenlik meselesidir. Dolayısıyla hem devletin hem milletin bir ve beraber olmasını gerektirir. Devletin güvenlik güçleri Kürtçü terör odaklarıyla nizami bir mücadele yapmaktadır. Fakat milli güvenliği tehdit eden oluşumlar her zaman nizami değildir. Bu sebeple mücadelenin belli aşamalarında milletin de tavrını ortaya koyması gerekebilir. Milletin tavrını, duruşunu, tepkisini göstereceği yer sivil toplum alanıdır. Kürtçü teröre karşı milli refleks ve direniş merkezi olarak milliyetçi örgütlenmelere ağırlık verilmelidir. Sadece siyasi bir hareket olarak değil, aynı zamanda gençlik yapılanmaları ile de desteklenmesi gereken bu direniş hattı devletin birliğine kasteden güçleri caydırıcı bir sivil güç olarak öne çıkarılmalıdır. Bu, devletin birliğinin güçlü bir garantisi olacaktır.

Tüm yazılar

1/3