Seçim kaygıları ve enflasyonla topyekun mücadele

Türkiye’nin en ciddi yapısal sorunlarından biri olan enflasyonda yıl sonu hedefi yüzde 20,8 olarak açıklanmıştı. Yeni ekonomi programında enflasyona karşı alınacak önlemlerin muğlak, çerçevesi belirsiz ve etkisiz olması oldukça eleştirilmişti. Eylül ayı enflasyonunun TÜFE’de yıllık yüzde 24,52 ve ÜFE’de yıllık yüzde 46,15 ile beklentilerin bir hayli üzerinde gerçekleşmesi eleştirileri haklı çıkardı. Somut ve gerçekçi adımlarının atılması gerekliliği eylül enflasyondaki artışla zorunluluğa dönüştü ve ekonomi yönetimini harekete geçirdi.

İlk olarak enflasyonu açıklayan TÜİK’in başkan yardımcısı görevden alındı. Sonrasında Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak 9 Ekim’de “Enflasyonla Topyekun Mücadele” Programını açıkladı. Program toplumun her kesimini enflasyona karşı birliğe davet ediyor. Önlem olarak tüm firmaların yıl sonuna kadar en az yüzde 10 indirim yapması, işten çıkarmaların önüne geçilmesi için işletmelere destek verilmesi, 1 Ağustos’tan itibaren geçerli olmak üzere bankaların yüksek faizle verdiği kredilerde yüzde 10 indirim yapması, yıl sonuna kadar elektrik ve doğalgaza zam yapılmaması, hal yasasında komisyonculuğun kaldırılarak üreticiden satışın gerçekleştirilmesi, stokçuluğun önüne geçilmesi, gıdadaki fiyat artışlarına karşı ürün denetim mekanizması işletilmesi öngörülüyor. Bu önlemlerin enflasyonla mücadele etmekten çok seçim kaygıları taşıdığı görülüyor. Üreticiyi ürkütmemek ve piyasaya müdahale edilmediğini göstermek için önlemlerin gönüllülük esasına dayandığı vurgulandı. Fakat Bakan tüketicilerin öncelikle bu programa katılan firmaları tercih etmesi tavsiyesinde bulunarak firmaları programa katılmaya bir nevi zorladı.

Konuya üretici-tüketici açısından bakmakta fayda var. Üretici açısından TÜFE-ÜFE farkını hesaba katarak düşünelim. Aradaki makasın açılması aslında maliyetlerin henüz tüketiciye yansıtılmadığını ve üreticilerin maliyet sorunlarının arttığını gösteriyor. Bu da enflasyonla mücadelede kritik bir dönemeçte olduğumuzu ortaya koyuyor. Üreticiler maliyet artışlarından bu kadar etkilenirken ve bunu tüketiciye yansıtmamışken üzerine indirim yapmaya kalkarsa ekonominin üretim tarafındaki baskı artar. Enflasyonun maliyet kaynaklı olduğu ve bir üretim sorunu olduğu görmezden geliniyor. 2018 yıl sonu enflasyon hedefine yaklaşmak için 2019 feda ediliyor. Tüketiciye fayda sağlar gibi görünen bu önlemlerin 2019’da tüketiciye fazlasıyla döneceğini bilmeliyiz. Bu sorun seçim sorunu olarak görülüp seçmene mesaj derdine düşülürse sonu hüsran olur. “Bugünü atlatalım yarın bakarız” olmaktan öteye gidemeyen “enflasyonla topyekun mücadele” programı maalesef başarı vaat etmiyor.

Tüm yazılar

1/3