Fırat’ın doğusunu daha çok duyacağız

Dış politikayı takip edenlerin bundan sonra daha fazla duyacağı iki kelime var: Fırat’ın doğusu. 2011'den beri süren iç savaşın bugün geldiği noktada Fırat’ın doğusu Esad’ın kontrolünden çıkarak PYD/YPG’li teröristlerin eline geçen, ABD askerlerinin bekçilik yaptığı bir bölge halini aldı. ABD güçleri Suriye’deki stratejik ortağı olarak belirlediği PYD’ye Türkiye’nin itirazlarına rağmen on binlerce TIR ve uçak dolusu silah ve mühimmat göndererek örgütün bölgede kontrol sağlamasına yardımcı oldu. Türkiye’nin güvenliğini en fazla tehdit eden bu bölge artık Suriye politikamızın birinci gündem maddesi haline gelmek zorunda.

Fırat’ın doğusu dediğimiz yer, Suriye’yi kesen Fırat nehrinin doğu tarafından Irak sınırına kadar yayılan stratejik bir alan. Türkiye ve İran, Fırat’ın doğusu konusunda Suriye’de varlığını sürdüren diğer ülkelere göre daha hassas davranmak zorunda. Rusya ile İdlib konusunda varılan anlaşmadan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan Fırat’ın doğusunu kastederek “Bir takım yabancı güçlerin bölgede DEAŞ ile mücadele bahanesiyle attığı adımların artık bambaşka bir istikamete yönelmesi gizlenemez bir gerçektir” diyerek ortak bir tavır konusunda çağrıda bulundu. Benzer şekilde İran Cumhurbaşkanı Ruhani de: “Fırat’ın doğusunun düğümünü çözelim, Amerika’yı oradan çıkmaya zorlayalım. Çünkü bu krizin devam etmesinin arkasındaki en önemli etken Amerika’dır.” Diyerek en azından bu bölgeyle ilgili ortak tavırda olduğunu ilan etmiş oldu.

ABD'nin on binlerce teröristi besleyip büyüterek kurduğu bu terör ordusu topyekûn imha edilmediği sürece bölgesel bir felaket yaşanacağını öngörmek zor değil. Irak’tan sonra Suriye’de de adım adım özerk yönetimler kuruluyor. Bir sonraki bölümde Türkiye’nin dahil olacağı bir felaket senaryosu yaşanmaması için yapılacak ilk iş içeride tek ses olmaktır. Bunu mutlaka başarmalıyız.

Tüm yazılar

1/3